Libeskind'le dokuz dakikalık röportaj
Libeskind'le dokuz dakikalık röportaj
İkiz kulelerin yerine yapılacak olan 'özgürlük kuleleri'nin mimarı Daniel Libeskind, 'Binayı tasarlarken hem anıtsal hem de hayatın içinde olmasına dikkat ettim' diyor
(198 kişi okudu)
MAHMUT HAMSİCİ (Arşivi)
İSTANBUL - Son dönemde dünyanın önemli mimarlarını ağırlamaya iyice alışan İstanbul'un bu seferki konuğu Daniel Libeskind oldu. Polonya asıllı ABD'li mimar bir süredir yalnızca adı ve soyadıyla değil onların önüne getirilen uzun bir tanımla anılıyor: New York'ta ikiz kulelerin yerine yapılacak 'özgürlük kuleleri'nin mimarı. Libeskind'in geçmişinde imza attığı 'Berlin Yahudi Müzesi', 'Kopenhag Yahudi Müzesi', 'Manchester İmparial War Museum' gibi önemli eserler bulunuyor. Ama 11 Eylül'den sonra Ground Zero olarak adlandırılan bölgesinin yerine yapılandırma sürecindeki baş mimarı olması onu bütün dünyanın göz önünde olan bir isim haline getirmiş.
Arkitera Mimarlık Merkezi tarafından düzenlenen ve dün akşam Harbiye Askeri Müze'de gerçekleşen Arkimeet konferanslarının konuğu olarak Siemens'in sponsorluğunda Türkiye'ye gelen Libeskind'le özellikle son projesi üzerine bir sohbet gerçekleştirdik. Talebin fazlalığı nedeniyle basın mensuplarına 10 dakikanın ayrıldığı söyleşimizi Libeskind'in kıvrak cevapları sayesinde dokuz dakikada tamamladık!
New York'ta hem yaşanan trajedinin hatırlanması hem de bunun geride bırakılmasını savunanlar vardı. Bu iki anlayışı projenizde nasıl uzlaştırdınız?
New York'lular bu konuda gerçekten ikiye bölünmüştü. New York'luların yarısı buraya hiçbir şey yapılmaması gerektiğini savunuyordu çünkü burada çok büyük bir trajedi yaşanmıştı, diğer yarısı ise yapılması gerektiğini savunuyordu. Ben bu iki zıt yaklaşımı da bir potada eritmek istedim. Bir bina ama anıtsal yanı olan bir bina tasarladım. Binanın yüksekliğini 1776 feet olarak belirledim. Bu sembolik bir sayıydı, ABD'nin kuruluş tarihini simgeliyordu. Bir yandan da buranın şehir hayatının aktığı bir yer olmasını istedim. Ulaşımın olduğu, içinde kültürel merkezlerin olduğu bir yer. Bu benim temel çıkış noktamdı. Burada yapının hem anıtsal bir yanı var hem de hayatın içinde.
Amerikalılar, özellikle de New Yorklular sizce özgürlük kulelerini sevecek mi? Bu yapı onların travmalarını aşmalarına yardım edecek mi?
'Özgürlük kuleleri' kişisel bir proje değil. Çalışmalarımız katılımcı ve demokratik bir şekilde yürüyor. Dünyanın dört bir yanından kalabalık bir mimar topluluğuyla çalışıyoruz. Birçok farklı görüşün harmanlanması söz konusu. Benim projem devlet tarafından seçildi ama gerçekten halkın isteklerini temsil ettiğini düşünüyorum.
Üzerinde çalıştığınız yapı sadece fiziksel bir yapı olmasının çok ötesinde anlamlara sahip. Çok ağır bir sorumluluk hissediyor olmalısınız.
Evet çok büyük bir sorumluluk. Bu çok duygusal bir proje. Ve sürekli yeni bir şeyler yaratmamızı, tasarlamamızı gerektiren bir proje.
Projeyi hazırlarken esinlendiğiniz kaynaklar neydi?
Ground Zero benzersiz bir şekilde orada yaşananlara cevap veriyor. Bir eşsizlik söz konusu. Oranın ışığından, o alanın konumundan, o alanın anlamından esinlenildi. Orayı nasıl şehrin belleğinde önemli bir yapı yapabiliriz, buna dikkat ettim. Her yerin böyle yapıları vardır. Mesela İstanbul için Ayasofya Camii, Sultanahmet Camii, Kapalı Çarşı şehrin parçalarıdır. Burası da New York'un hayati bir yeri olacak.
Projede ağaçlara çok fazla yer verilmiş. Bunun anlamı nedir?
Ben kamusal bir alan yaratılmasını istedim. Ben yalnızca ofis binlarına, ofis alanlarına, özel alanlara yoğunlaşmak istemedim. Sokaktaki insanların erişebileceği bir alan yaratmak istedim. Bu mega yapıyla insanların nasıl bir komşuluk ilişkisi kurabileceği üzerine düşündüm. Benim projem yalnızca bir anıt inşa edilmesinden değil, bir komşuluğun oluşturulmasından oluşuyor. Halkla bağlantısız bir yapı değil erişilebilir bir proje oluşturmak istedim.
'İstanbul çok heyecan verici'
Müzikten mimarlığa geçme kararını nasıl verdiniz? Müzisyenliğiniz mimarlığınızı nasıl etkiledi?
İnanın bu soruya cevap veremem. Bu çok garip bir şey. Eşim de aynı soruyu sormuştu ama gerçekten cevabını bilmiyorum. Ama şunu söyleyebilirim ki mimarlık ve müzik arasında çok yakın bir ilişki vardır. Çünkü mimarlık da bir harmoni oluşturmak demektir. Müziğin mimarlığa en yakın sanat dalı olduğunu düşünüyorum. İkisi de büyük bir kültürel deneyim.
Biz şimdi bu projede bir nevi senfonik bir beste yapıyoruz.
Dünya çapında beğendiğiniz mimarlar kimler?
Çok var. Mesela Mimar Sinan harikadır.
Çağdaşlardan peki?
O kadar çok ki. Frank Gehry, Foster gibi isimler var. Ama saymakla bitmez ki, bugünkü çeşitlilikten çok memnunum.
İstanbul hakkında ne düşünüyorsunuz?
İstanbul karmaşık katmanlardan oluşan bir şehir. Sanki bitmeyen bir hikâye gibi, bu yüzden de çok hayecan verici buluyorum.
İstanbul'da sizi çok etkileyen bir yapı var mı?
Harika yapılar var ama Ayasofya özellikle çok etkileyiciydi.
Peki dünyada?
Çok var. Eiffel kulesini çok beğenirim mesela. İlk yapıldığında hiç popüler değildi. Ama sonradan Fransa'nın sembolü oldu.
Haberi faydalı bulduysanız tek dokunuşla paylaşın.
Link kopyalandı. Instagram'da yapıştırıp paylaşabilirsiniz.
0 Yorum
Yorum Yap