Dünyaca ünlü mimar Rem Koolhaas, Arkitera'nın davetlisi olarak 17 Mayıs günü bir konferans sundu. Koolhaas, konuşmasına mimarlıkta devletin hakim etkisinin azalması ve buna karşılık özel sektörün etkisinin artması üzerine gözlemleri ile başladı. Bu gözlemini, Prada projesine yöneltilen eleştirilere karşı bir savunma olarak da sundu. Mimarinin daha ifadeli, dışavurumcu olduğunu söyledi ve mimarlardan baş yapıt beklentilerinin arttığını belirtti. Buna karşılık, Koolhaas'a göre, mimari için yeni bir izleyici kitlesi var ve mimari neredeyse bir gösteri halini aldı. Koolhaas, bu ilginin, mimarların hak ettiğinden fazlası olduğunu düşünüyor. Çünkü, Koolhaas'a göre, mimari, çok sınırlı bir performans gösterebiliyor.
Rem Koolhaas, konuşmasına, OMA(Office for Metropolitan Architecture) isminin bir manifesto olduğunu belirterek sürdürdü; metropolisin kaçınılmaz bir koşul, temel bir yol olduğunu belirtti. Daha sonrasında, Berlin'deki Hollanda Konsolosluğu projesini anlattı. Projesinde, gerekli işlevleri barındıran iki binanın, birbirine dolaşımı sağlayan ara mekanlarla bağlandığını anlattı. Berlin'in tarihsel içeriğinin ve bina çevresindeki Nazi döneminden kalma binaların kendi projesine etkisine değindi; buna karşılık projesinin "nötr" bir kimlik taşıdığını söyledi. Bu proje üzerinden, Koolhaas, mimarinin tarihin çeşitli yönlerini yakalaması gerektiğini vurguladı. Tüm bu anlatım içinde, mimarinin kimi zaman tamamen bilimsel, kimi zaman hissi olduğunu belirtti.
Koolhaas'ın ikinci olarak anlattığı proje, Seattle'daki kütüphane idi. Projesinin çerçevesini çizmeye, Seattle'ın "modern bir alan, radikal bir şehir" olduğunu söyleyerek başladı. Daha sonra, "kütüphane" işlevi üzerine yaptığı düşünüş ve araştırmaları aktardı. Kamusal alanın değişkenliği ile kütüphane işlevinin 3000 yıllık geçmişi arasındaki,
istikrar- değişim ikilemini ortaya koydu. Bu yolla, "kesinlik"lerin bu projenin mimarisinde sabit kutular şeklinde yerleştirildiğinden bahsetti. Koolhaas, Seattle projesindeki ara mekanları da, değişimi barındıran öğeler olarak sundu. Kitapların kodlu dizim yöntemini ise, binada, spiral ve kesintisiz bir formda sunulduğunu gösterdi. Bu şekilde, Koolhaas, kütüphanelerde sık sık karşılaşılan yer değiştirmeler olmayacağını ve bu spiral sistemin, gelişmeye olanak tanıdığını belirtti. Koolhaas, hem Seattle'daki kütüphanede, hem de daha sonrasında anlattığı Casa Da Musica projesi gibi diğer projelerinde, çevreyi binanın içinden çerçevelerle algılanabilen bir öğe olarak sundu.
Koolhaas,
Casa da Musica projesinin iki tarafından şehre açılan büyük pencerelerle benzer bir iç-dış ilişkisi yarattığını gösterdi. Koolhaas, yine bu projesinde, şehrin etkisine değindi; yakın çevredeki "Zafer Sütunu"nun aksına uyumu göz önüne aldığını söyledi. Rem Koolhaas, Casa da Musica projesinin, daha sonrasında iptal ettiği bir ev projesinin fikirlerinden yola çıkılarak yapıldığından bahsetti. Birbirinin içine geçen iki ayrı form olarak hazırlanan bu projede, ana müzik salonunun "ayakkabı kutusu" yapısının, akustik için ideal form olduğunu belirtti. Koolhaas, dışkabuk ile bu salonun formunun arasında kalan "tesadüfi" alanları ise dolaşım ve toplanma alanları olarak sundu. Koolhaas, bu projede kullandığı beyaz betonun, kendi ofisi için bir yenilik olduğunu ifade etti.
Koolhaas, daha sonrasında, farklı bir ofis olarak 5 sene önce geliştirdiği, AMO projesinden bahsetti. AMO'yu mimarinin düşünsel arka planını oluşturan bir ofis olarak sundu. Bu proje, Hollywood'da Universal Studios'un merkez binasının tasarımı sırasında gelişmiş; Koolhaas, bu projeyi sadece mimari değil, organizasyona yönelik bir iş olarak görmüş ve organizasyon ilişkilerini sorgulamış. Koolhaas, bu düşünüş üzerinden, AMO'nun mimarlık mesleğinin yavaşlığını dengeleyen, değişime ayak uydurabilen bir proje olduğundan bahsetti. Mimaride kavramları kullanmada uzmanlığın gerekliliğini vurguladı, metaforun önemine değindi. Koolhaas, OMA ve Harvard tarafından da desteklenen AMO'nun beraber işleyişinin bir dünya atlası yorumuna olanak sağladığından bahsetti. Bu istatiksel ve bağlamsal araştırmalar yoluyla, Koolhaas, küreselleşmeyi, değişimi ve farklılığı bağlamsal olarak sorgulayabiliyor. Bu şekilde, mimarın değişimin aracısı olabileceğini vurguluyor.
Koolhaas, sonrasında, bu ortak çalışmaya örnek olarak, Rusya, St. Petersburg'daki "Hermitage Müzesi"ni örnek verdi. Müzelerin Dünya Ekonomileri ile bağlantılarını kurdu; korumacılığın tarihine değindi. Koolhaas'ın bu konuda diğer bir gözlemi ise, günümüzde artık her şeyi koruduğumuz ve "geçmişin bizi ele geçirdiği". Koolhaas, bu müze projesinde, "ihmal edilmiş" mekanları da kullandığını, çünkü, ihmalin ve sanat eserinin güzelliğinin vurgulu bir ikilem yarattığını söyledi.
Koolhaas'ın sunduğu bir diğer proje,
Çin'deki CCTV binası idi. Bu proje ile ilişkili olarak, kültürel farklılıklar ve gökdelen kavramı ile ilgili sorgularını sundu; proje için geliştirdiği ilişkiler şemasını anlattı. Banalleşmiş gökdelen kavramına atfen yarattığı formun strüktürel sorununun taşıyıcı ızgara sistemin yoğunlaştırılması ile çözüldüğünü anlattı. Bu yoğunlaştırmanın,aynı zamanda, görünüşte oluşturduğu deseni sundu. Koolhaas, konuşmasının sonunda, Avrupa Birliği ile ilişkili projesini anlattı. Avrupa Birliği'nin işleyişi ve süreçlerinin yeterince tanınmadığından bahsetti; bunun için geliştirdiği gezici çadır projesini anlattı.
Koolhaas, basın toplantısında ise, ofisinin radikal yönünü, harekete geçmeden önce düşünceye ayırdığı süre olarak sundu. İçeriğin ve neredeyse antropolojik bilginin dahi önemine değindi. Kendisine yöneltilmiş eleştirilere ise alışık olduğunu, hatta iyi eleştirilerde kendini güvensiz hissettiğini belirtti.
0 Yorum
Yorum Yap