SU MEDENİYETTİR, MEDENİYET SU İLE YEŞERİR…
Her damla su, yeni bir hayat demek...
Su’yun sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi için, varlığını ona borçlu herkesin görevini yerine getirmesiyle mümkün görünüyor. Biz Adell ailesi olarak daha yaşanılır bir dünya için çalışıyoruz. Çocuklarımızın daha iyi korunmuş bir dünyada yaşayabilmesi için “Suyu sevelim, tasarruf edelim” diyoruz.
Su yaşamsal bir üründür. Su yüce yaratıcımız tarafından biz dünya misafirleri için göndermiş olduğu en büyük nimetlerdin biri olarak gerek biyolojik yaşamımız ve gerekse gönül dünyamız için vazgeçilmez bir yaşam kaynağıdır. Su insanlar için olduğu gibi tüm canlılar, hayvanlar ve bitkiler içinde vazgeçilmezdir.
Su kendisini bulamadığımızda, ulaşamadığımızda kıymetini anladığımız bir nimettir. Evren ile iletişimizin, ilişkimizin her noktasında su var.Su geleceğimizdir. Suyuna sahip çıkan, geleceğine sahip çıkar. Alternatifi olmayan tek madde sudur. Su gezegenimizin en değerli hazinesidir. Yeryüzünde en fazla bulunan madde olan su, her günün her anında bizimle birlikte olmaktadır. Yaşamın temel yapı taşıdır.
Hayat onunla inşa edildi. Hayat onunla yeşerdi. Doğru kullanıp israf etmediğimiz takdirde de,(müddetçe) yeşermeye devam edecektir.
Su nimetini ne kadar övsek azdır. Suyu çok iyi kullanmıyoruz. Suyun geliştirilmesi, su kullanım bilincinin arttırılmasına yönelik çalışmalarda bulunmuyoruz. Suyun mucizevî bir nimet olduğunu, bir gün olamayabileceğini anlayacağız. Rabbimizin hiç kimseyi ama hiç kimseyi susuz bırakmasın.
Suyumuz olmadığında bahçemizde ağaçlarımız olmayacak, bahçemizde güller kokmayacak, tavuğumuz yumurtasını, ineğimiz sütünü veremeyecektir. Daha doğrusu bize hayat kılan pek çok şey olmayacaktır.
Ormanın can dostu su, enerjisi ile medeniyetin de kaynağıdır. Hayat bulan her şey sudandır. Yaratılışın kaynağı su’dur. Evrenin her karesinde su vardır.
"Biz her şeyi sudan yarattık" ayeti kerimesinde de belirtildiği gibi bizler su medeniyetinin çocukları olarak susuzluktan kavrulmaya, gönüllerimizin susuzluğunu gidermeye bir türlü muvaffak olamıyoruz.Su, büyükbir nimet, susuzluk büyük bir derttir. İnsanları, hayvanları, hatta ağaçları ve bitkileri sulayan kimse büyük sevap kazanır.
Su medeniyettir, medeniyetler su ile yeşerir.
İnsanlık o hazineyle medeniyetler inşa etti.
Özellikle su insanoğlu için bambaşka şeyleri çağrıştırır. Tarih boyunca insanoğlu ve su birlikte yolculuk yapmıştır.
Su tüm insanları kendisine çeker, medeniyet bir suya ulaşma yolculuğudur. Oğuz Kağan destanında 700’lü yıllarda suyu, denizi işaret etmiştir. Osmanlı’nın Akdenize, Egeye, Marmara”ya ulaşması da dedelerinin bu hayalini gerçekleştirme yolculuğudur.
Oğuz Kağan dedemiz daha deniz, daha müren… diye 700 yıllarda suyu hedef göstermiştir. Suya ulaşma ve su sevdasıdır Türkleri Orta Asya’dan çıkaran, Akdenize, Marmara’ya ulaştıran.
Kentlerin, uygarlıkların sosyal, kültürel ve ekonomik gelişimi özellikle su kıyısında kurulması ile doğrudan ilişkilidir. Nasıl ki, Ganj Hindistan’ı, Tuna Avrupa’yı, Nil Mısır’ı büyük medeniyetler olarak ortaya çıkarmışsa, Dicle Nehri de Mezopotamya’ya tarihsel görkemini, kültürel zenginliğini, dinsel ve dilsel çeşitliliğini, kısaca ruhunu vermiştir.
Su temel bir insan hakkıdır ve bu görüş geleceğin temel felsefelerinden biri olacaktır. Bugün Afrika’da yaşanan su sorunu, Diyarbakır’da, Ankara’da Londra’da yada San Fransisco’da yaşanın su israfı ile yakından ilintilidir. Çünkü aslında hepimiz dünyanın sahip olduğu tek bir su kuyusunu kullanıyoruz. Tek bir dünyamız var, tek bir su kuyumuz var, tek bir güneşimiz, tek bir doğamız var. Onunla, gökyüzü ve yeryüzü arasında yaşayan tüm paydaşlarla dost olmak hayatı, yaşamı kolaylaştıracak ve dünyamızı daha yaşanılır hale getirecektir.
Su’yun sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi için, varlığını ona borçlu herkesin görevini yerine getirmesiyle mümkün görünüyor. Biz Adell ailesi olarak, daha yaşanır bir dünya için çalışıyoruz. Çocuklarımızın daha iyi korunmuş bir dünyada yaşayabilmesi için “Suyu sevelim, tasarruf edelim” diyoruz.
Su olmadan biz bir hiçiz…
Günümüzde suya yakın olmamız, kolay ulaşılabilir olmamız, eskiden mahallede dahi yokken şimdi evlerimize girmesi, evin içinde neredeyse her ıslak mekânda olması görünürde suyu az değerli kılmaktadır.Bir nimete yakın olmak nankörlük oluşturmakta, o nimetin değerini gerçek anlamda anlamamızı engellemektedir.
İçinden, kıyısından, kenarından su geçen şehir, ülke her zaman farklı oluyor. Bitki örtüsü, insanları değişiyor.
Şehirlerimiz su kenarlarında kurulmuştur, ekonomik ve sosyal gelişmeler hep suyla mümkün olmuştur. İnsan açlığa kırk gün dayanabildiği halde susuzluğa ancak üç gün dayanabiliyor. Aynı şekilde hayvanlarında, bitkilerinde suya hasrete dayanabileceği süreler çok sınırlı. Çünkü su tazelik, yaşam ve süreklilik kaynağıdır. Su yaşlık ve canlılık demektir. Kuruyan ağaç ölüyor. Aynen insanda yaşlandıkça içindeki su azalır, kuruma süreci devam eder. Nihayetinde suyu, yaşlığı, canlığı bittiğinde ölüm gelir. Canlılığını, sıcaklığını kaybeder insan ölümle birlikte. Sertleşir ve katılaşır. Su aynı zamanda sıcaklığın, esnekliğin ve canlılığın kaynağıdır.
Bizim medeniyetimiz kalp medeniyetidir.
Bizim medeniyetimiz münhasıran su medeniyetidir. Su ile kendini ifade eden bir medeniyettir.Yuvarlaktır. Yuvarlaklık her şeye yansımıştır. Kalbin tüm hatları yuvarlaktır, çizgileri yuvarlaktır, daha helezonik ve daireseldir. Osmanlı mimarisinde hep yuvarlak hatlar kullanılmıştır. Kubbeler, kabılar, şekiller, bahçeler hep yuvarlaktır. Düz, köşeli, kesin hatlar kullanılmamıştır. İslamiyet’te esneklik, uyumluluk vardır. İtaat ve itimat, teslimiyet vardır. Yuvarlak bunu temsil eder.
Mimaride suyun kullanımı…
Hayatın merkezinde, evrenin merkezinde yer alan su, bütün inanç sistemleri ve ritüellerinde de kutsal sayılmaktadır. Su son yıllarda”müşteri memnuniyetin” de kaynağı olmuştur. Turizm ve konaklama alanında suyun iyileştirici özelliğinden yararlanmak amacıyla spa merkezlerinin sayıları özellikle İstanbul’da giderek artıyor.
Su, bir milletin hayatında her zaman önemli bir yere sahiptir. Hayat kaynağı olmasının dışında kültürü, inancı, sanatı, edebiyatı etkileyen yönü yadsınamaz bir biçimde kendini gösterir.
Kültür ve din eksenli bu ilişki suyun yalnızca bir hayat kaynağı olmadığını bir kez daha gözler önüne serer. Türk toplumunda da suyun önemi mimaride, sanatta ve edebiyatta kendini gösterir. Suya atfedilen önem, çeşme, sebil, şadırvan gibi yapıların özellikle Osmanlı döneminde artmasının başlıca sebebidir. Çeşmeler, su ihtiyacını karşılamanın da ötesine geçerek, günümüze kadar ulaşan sanat yapıları olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.
Bu yapıların, zaman içinde ince bir zevkin ürünü olarak varlık gösterip bu şekilde anlam kazanması onların Şiirde kendilerine bir yer edinmelerine vesile olur. Kimi zaman bir hatıranın küçük bir parçası, kimi zaman İstanbul tablosunu tamamlayan bir fon olarak varlık gösterirler.
Dolayısıyla su’yu tanıdıkça daha çok sevecek, ilişkimizi güçlendirebileceğiz. Yeşeren sevgi çevremizdeki eşyaya, hayvanlara ve insanlara yansıyacak daha mutlu ilişkiler kurabileceğiz. Dünyanın geleceğinin barış, ortak yaşam kültürü, sevgi, hoşgörü, dayanışma, paylaşma gibi güzel değerler üzerine inşa edilmesindeki sorumluluğumuzu yerine getirmiş olacağız.
Düşünce adamı Kung Fu’un dediği gibi nasılki ağaçlarlardan oluşan bir orman, kökleriyle toprağı sımsıkı tutuyor, havayı temizliyor ve gökten yağmuru yere çekiyor aynı şekilde tek tek iyi insanlardan oluşmuş insanlık orman’da bastığımız zemini sağlam tutacak, toplumsal atmosferi temizleyecek ve Yüce Yaratıcımızın rahmetini gökten yere indirecektir.
Konutlarımızla mutlu olan ailelerimizi bir de su sevgisiyle buluşturabilirsek mutlu dünyalarına bir mutluluk daha katacağız. Canlarına can, gönüllerini mutluluk katacağız. Suyu sevdiğimiz ölçüde gönül dünyamızda rahatlayacak, mutlu olacaktır.
Suyumuzu, havamızı, toprağımızı, diğer canlılarla paylaştığımız dünyamızı geleceğe taşımak için hep birlikte çalışmaya ihtiyacımız var. Tüm canlıların birlikte yaşayabileceğimiz, imkânlarını paylaşabileceğimiz sadece bir dünyamız var… Sürdürülebilir yaşam için paylaşmak esastır.
Suyla iletişimimizin kalitesi, büyük ölçüde hayatımızın kalitesinin oluşmasında en önemli unsurlardan biridir. Suyla dost olunduğunda sudan yaratılmış tüm canlılarla, insanlarla,ağaçlarla,hayvanlarla dostluk kolaylaşıyor. Haydi, suyla dost olalım. Su "yaratılış bağı"gibi canlıları birbirine bağlayan güçlü bir bağdır aslında. Hayat verdiği canlıya sıcaklık, esneklik vehareketlilik sağlar. Sudan sebeplerle çevremizdeki canlılarla aramıza suni perdeler,duvar örmemeli, hammaddemiz olan su bağı ile köprüler kurmalıyız. Biz sudan meydana gelmiş büyük aileyiz. Özümüz, kökümüz, hammaddemiz su…
Su'dan yola çıkarak suyun ve bağlantılı başka güzelliklerin farkına varmak, suyla bir medeniyet arasında doğrudan bağlantı kurup daha ince ve erdemli insanlar olmak için çaba göstermek dünyamızın geleceğini daha güzel hale getirecektir.
Akıp giden su değil, değerlendirilen su medeniyet getirir. Barajlar yaşamın arterleridir. Yeryüzünü yeşerten bahardır, sudur.İnsan suya muhtaçtır. Su içmek için, enerji için ve tarım için vazgeçilmezdir.
Günümüzde, sınırlı su kaynakları kullanımının tüm sektörlerde sürdürülebilir olması ve mevcut su kaynaklarının sürdürülebilirliğine dikkat edilmesi, tüm bireylerin birincil görevlerinden biri olmalıÜlkemize ve gelecek nesillere karşı sorumluluk taşıyoruz. Sorumluluğumuzun gereğini yerine getirmek istiyoruz.
Bilenin bilmeyene, olanın olmayana borcu var. Aslında deneyimlerde, heybede biriktirilenlerde insana ve taşıyana bir emanet. Bunun paylaşılması, arkadan gelenlere ışık olması çok önemli. Ülkemizin ve dünyamızın buna şiddetle ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
Suyu keşfetmek durumundayız.
Suya itibarını vermek, hak ettiği yere getirmek zorundayız.Bütün nimetler, su, ekmek, her şey Allah tarafından verilir. Verilen bu nimetler emanettir. Bir gün tükenecektir. Verilen nimetlerin tükenmemesi ve bereketin devam etmesi için biz insanlar nimetlere nankörlük yapmalı, israf etmemeli ve her yerde bereketi aramalıyız.
Çocuklarımızı da birer bereket avcısı olarak yetiştirmeliyiz. Atasözümüz ne güzel dile getirmiş: “Su’ya değer vermeyenlerin gözyaşları denizlerden büyük olur.”
Gelin suya yeniden bakalım. Tanımaya gayret edelim. Kalbimizi, gözlerimizi biraz daha açarak, ona yer vererek ilişkilerimizi yeniden inşa edelim.
SÖZÜN ÖZÜ….
Tüm dünya misafirleri olarak hepimiz bir büyük bir aileyiz. Tüm insanlar, hayvanlar, bitkiler….
Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik ancak bir şeyi öğrenemedik.
Birlikte kardeşçe yaşamayı, birbirimizi tamamlamayı ve bir arada kardeş gibi yaşamayı”
En doğru ifadeyle, "severek ve düşünerek" “kalplerimizi tokuşturarak” “can gözüyle birbirimize bakarak, can diliyle konuşarak, can kulağıyla dinleyerek” yaşamayı yaygınlaştıramadık. Bunu yapmaya hemen başlayabiliriz.
Özünde su bulunan ve özde eşit olduğumuz tüm canlılarla, doğayla, çevreyle ilişkilerimizi medeni ölçülerde götüremedik.
Ne güzel söylemiş Yılmaz Güney:
Kavgayı ağacın yaprağına yaz,
Sonbahar gelsin yaprak kurusun diye.
Öfkeni bir bulutun üzerine yaz,
Yağmur yağsın bulut yok olsun diye,
Nefretini karların üzerine yaz,
Güneş açsın karlar erisin diye,
Dostluk ve sevgiyi,
Yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreklerine yaz,
Büyüsün dünyayı sarsın diye…
Birbirimizi eşit görmeli, dengeli ilişkiler kurmalıyız kainattaki, çevremizdeki herkesle, her şeyle..İnsanlar, hayvanlar, bitkiler yanında eşyalarla olan ilişkimize de özen göstermeliyiz. Onunun da bir canı olduğunu bilmeliyiz. Bu güzel dünyada, sınırlı bir zamanda yaşama şansı verilmişse bize, hele sağlığımız da yerindeyse nedir bu hırs nedir bu öfke? Cenneti cehenneme çevirmenin âlemi var mı? Haydi, el ele verelim. Öfkeyi, bencilliği, kıskançlığı, sahiplenmeyi,kini,kibiri bir yana atıp, yüksek bilinç boyutunda yaşamın keyfini çıkaralım.
Işığı yükselttikçe karanlık kendiliğinden yok olacak.
Nice su gibi aydınlık günlere....Sevgiyle kalın,coşkuyla yaşayın.Gönül tarlanızın suyu olan sevginiz daim olsun.Su gibi duru, su gibi coşkulu ve su gibi aziz olunuz.
Recep Ali Topçu – ADELL Armatür ve Vana Fabrikaları A.Ş. | Yön.Kur.Bşk.

0 Yorum
Yorum Yap