Yapı Sektörünün Haber Portalı

UIA 2005 İstanbul’da Artık Kendimizle Yarışıyoruz

Ünlü pop müzik ilahı gitarist Eric Clapton geçen hafta “Kendime koyduğum standartlar o kadar yüksek ki, ben bir türlü erişemiyorum” demişti.

UIA 2005 İstanbul’da Artık Kendimizle Yarışıyoruz
Suha Özkan
UIA 2005 İstanbul Kongresi Başkanı

Ünlü pop müzik ilahı gitarist Eric Clapton geçen hafta “Kendime koyduğum standartlar o kadar yüksek ki, ben bir türlü erişemiyorum” demişti. Bu, biraz da 2004 Ağa Han Ödüllü İranlı mimar Nader Khalili’nin çabalarını derlediği kitabının başlığını anımsatmakta: “Racing Alone”
(Tek Başına Yarışmak). Bu işe başladığımızda işin kotarılmasına yıllar olmasına karşın eleştiriler: “Gecikiyoruz” , “Hiçbir şey yapılmıyor”, “Kongre’den kimsenin haberi yok” vb. bitmek tükenmek bilmeyen çoğunluğun “biberon”la doğrudan bilgi ve ilgi beklediği ve her türlü umut ve desteğin esirgenmiş olduğu bir konumda idik. Oysa Mimarlar Odası’nın ve biz bütün Kongre hazırlığında çalışanların beklediği yalnızca sırtımıza pat pat vurup, “kolay gelsin”den başka bir destekti. Gerçekten umudun eridiği çok yalnız kaldığımız aylar yaşadık.

Şimdi geldiğimiz nokta dünya mimarlığının son yüzyılda eriştiklerini belgeleyecek ve yüzyılımıza yön verecek bir konumdadır. Özellikle YAPI dergisi gibi olumlu ve yön gösterici eleştirilere her zaman olduğu gibi teşekkür ederken, bize inanmayanları kucaklayarak Kongre’ye katılmaya çağırıyoruz. Eminiz o zaman görüşleri değişmiş olacak ve bu gururu bizimle paylaşacaklardır.
Türkiye ve Mimarlar Odası, İstanbul 2005 olayı nedeni ile uzun yıllar anılacaktır. Öncelikle 3-7 Temmuz arası “birinci ağız”dan izleyeceğimiz mimarlar ve mimarlık düşünürleri. Şu anda gelişlerini güvence altına aldığımız 20 ünlü mimar var. Bu kişileri seçerken Bilim Kurulu’nda çok “ince eleyip, sık dokuduk”. Öncelikle fazla “ticari” ortama girmiş mimarlar ile doğrudan mimarlık gericiliği politikası yapan mimarları çağırmadık. Çağırdığımız çağın söylemini belirleyici mimarlardan yalnız üç kişi “işlerinin yoğunluğu” nedeniyle gelemeyeceklerin belirttiler. Bu kişileri getirmek için kaynakları da büyük bir çaba harcayarak Kongre Bütçesi’nin dışından oluşturduk. Burada İstanbul Büyük Şehir Belediyesi, İstanbul Valiliği ve İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğü, başta olmak üzere Ağa Han Mimarlık Ödülü, Amerikan Mimarlar Enstitüsü AIA, Türkiye İhracatçılar Meclisi, TİM, Fas Mimarlar Odası, İsrail Birleşik Mimarlar Derneği, İtalyan Kültür Merkezi, İstanbul, Yunanistan Teknik Odası, Vitra, Yunus Aran Birlikteliği, Arcelor, Marshall Boya Sanayi, Fransa Kültür Bakanlığı ve her geçen gün sayıları artan bize destek için ilgi belirten kuruluşlarla ve örgütlenmesi zor ama her türlü çabaya değer bir tutumla İstanbul 2005’i dünyanın “Mimarlık Odağı” konumuna getirecek bir düzeye kavuşturduk.

Şimdi, özellikle uluslararası ortamda dillendirilen “Hani nerede katılımcıları buraya çekecek şöhretler?” gibi zamansız ifade edilmiş suçlayıcı sözler yerine: “Bu kadar şöhretli mimar fazla değil mi?” denli sorulara artık sevgiyle gülümsemekteyiz. Binlerce izleyiciye yirmiyi aşkın şöhretli mimarın “fazla” olmadığını anımsatmak gereği bile duymayan bir konuma girdik.

Biz önceden belirlenmiş bir “misyon” gündemi ile değil çağdaş mimarlık ortamının en seçkin katkıcılarını görüşlerini “Kentler” bağlamında aktarmalarını hedefledik. Kongre’nin genel yapısında amaçlanan çoğulcu çok seslilik içinde bu kişilerin katkılarını da bir mozaik dokusunda oluşacağını betimledik. Eminiz, 7 Temmuz akşamı katılan binlerce mimar ve yapı sanatı emekçisinin yepyeni bir perspektifi ve yepyeni bir algı düzeyi olacaktır.

Kuşkusuz böylesine bir kongrenin bir gösteri coşkusu içinde taçlanması güzel. Ama kongrenin bireysel ve toplu sunuşlara açık üçyüzü aşan sunuşlar, söyleyeceği olan herkese olanak ve ortam yaratan ve bugüne değin sınırlayıcı ve dışlayıcı kongre yapılanmalarında olmayan bir unsur. En teknik ayrıntılardan en çılgın ve yaratıcı ütopyalara varan sunuşlar bilgi iletişim ve paylaşımın dokunma tezgâhı olacak. Katılımcıların İstanbul’a gelip de öğrenmek ya da paylaşmak istedikleri konulara zaman, ortam ya da sunuş biçimi sınırlaması getirmedik. Canlı sunuşların zaman içinde varoluşunun ötesinde afiş, bilgisayar destekli sunuşlar ve filmler gibi sürekli yinelenebilir kalıcı ifade biçimlerini de kapsadık.

Üstelik yeme içme gibi toplu etkinlikleri de kafeterya kuyruğu ya da lokanta kısıtlılığı ortamından kurtarıp etkileşimin doğal ortamlarından biri konumuna soktuk.

Anında oluşan (spontaneus) küçük tartışma gruplarının, serinleticiler ve sandviçler eşliğinde olabilecek en rahat biçimde bu ortamda yer almasını da amaçladık.

Aldığımız 101 adet sergi başvurusundan seçilmiş bir uluslararası seçkiyi İstanbul’un, bize mekânlarını ücretsiz veren onlarca galeri ile değişik meydan, sokak ve yaya alanlarına serpiştirdik. Belki de ilk kez kentli bir kongre ile bire bir ilişki kurabilecek. Bu sergiler arasında UIA’nın ulusal kesimlerinin sunuşları dünyadaki mimarlık ortamının nerede olduğunu belgelerken, iki bini aşkın başvurunun yapıldığı “Öğrenci Yarışması Sergisi” de genç beyinlerin yaratıcı çözümlerini, kaygılarını, sevgilerini ve eleştirilerinin mimarlığın temel öğesi olan yaratıcılık süzgecinde özümleyip sunacakları bir ortam oluşturacak.

Umudumuz Türkiye mimarlık konusu kapsamında sınırlı bile olsa özgür ifade, anlayış ve hoşgörü ortamlarında ne denli ilerlediğini tüm dünyaya duyurabileceğiz.

Bekliyoruz.

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.