Yapı Sektörünün Haber Portalı

Yapı Buluşmaları 2 - Türkiye'de Mimarlık Yazını

YEM etkinliklerinden "Yapı Buluşmaları" nın ikincisi 7 Nisan Perşembe akşamı Yapı Endüstri Merkezi çok amaçlı salonunda yapıldı.

Yapı Buluşmaları 2 - Türkiye'de Mimarlık Yazını
YEM etkinliklerinden "Yapı Buluşmaları"nın ikincisi 7 Nisan Perşembe akşamı Yapı-Endüstri Merkezi çok amaçlı salonunda yapıldı. "Türkiye'de Mimarlık Yazını" konulu buluşma, Uğur Tanyeli'nin moderatörlüğünde ODTÜ Mimarlık Fakültesi'nden Abdi Güzer, İTÜ Mimarlık Fakültesi'nden Belkıs Uluoğlu ve YTÜ Mimarlık Fakültesi'nden Bülent Tanju'nun konuşmacı olarak katılımıyla gerçekleşti. Toplantıda mimarlık yazınının kavramsal çerçevesi ve sorunları masaya yatırıldı.







Uğur Tanyeli toplantıyı açış konuşmasında, toplantı kapsamında mimarlığın sadece söylem ve kuramdan oluşan yazılı bilgisinin değil, yazılı hale dönüşmüş tüm mimarlık bilgisinin tartışma konusu olacağını belirterek toplantının çerçevesini çizdi. Bu anlamda mimarlığın yazılı bilgisiyle sözlü bilgisi arasındaki farkın sorgulanmasını ve mimarinin yazıyla ifade edilişinin nasıl algılandığını konuşmacılara sorarak tartışmayı başlattı. İlk sözü alan Bülent Tanju, mimarlıkta yazma etkinliğinin yapı üretiminden daha fazla bir şey ifade ettiğini, mesleğin meslek olmaktan fazlası olduğunu hatırlatan bir araç olduğunu ifade etti. Mimarlık yazınının ortaya çıkabilmesi için bir sorunun, bir krizin mevcut olması gerektiğini vurgularken, tarihte çizilmiş olan disiplinlerarası sınırların günümüzde artık yeterince etkin olmadığını ifade etti. Abdi Güzer mimarlık yazınının kurgusunun edebiyattan alınan modeller, teorisinin ise felsefeden alınan modeller üzerine geliştirildiğini söylemesi üzerine tartışma Uğur Tanyeli'nin ortaya attığı iki soru üzerinden şekillenmeye başladı:
1- Mimarlığın kendi özgün bilgi alanı olduğundan bahsedilebilir mi?
2- Mimarlığın kendi özgün bilgi alanı olup olmaması mimarlık yazını konusunda hayati bir soruna yol açar mı?

Belkıs Uluoğlu mimarlık yazınının kuramsal yönü dışında, mimarlık pratiğiyle ilgili kuralları içeren özgün bilgisinin bulunduğunu, bir sorundan kaynaklanmayan yazınsal üretimin kolaylıkla etiketlere dönüşebildiğini ifade etti. Bu kapsamda tartışma mimarlık yazınının formatı üzerine genişledi. Abdi Güzer, yaptığı incelemeler sonucu, hitap ettikleri kitlelere yönelik farklı jargonlarla ifade edilmiş mimari yazın türleri bulunduğunu ve bunların farklı referanslara dayandırıldığını belirtti. Bu incelemeler kapsamında belli başlı yazın türlerine örnek olarak günlük gazetelerdeki köşe yazılarını, mimarlık dergilerinde yer alan mimari eleştirileri ve mimarlık eleştirmenleri tarafından oluşturulan monografileri verdi. Akademik ortamda üretilen mimari yazının ise ülkemizde genellikle sorgusuz sualsiz kabullenildiğini, bu anlamda akademik yazının Türkiye'de hala kural koyucu rolünü sürdürdüğü konuşmacılar arasında ortak bir kanıydı. Bülent Tanju bu kapsamda akademik yazın formatının (doktora yazım standartları gibi) yanı sıra akademik yayın üretim sıklığı ve amaçlarının yeniden tartışmaya açılması gereğini ortaya koydu.

Toplantıda tartışmaya açılan görüşlerden bir diğeri de eleştiriye tahammülsüzlükten kaynaklanan iletişim kopuklukları, sözel kültürde ifade edilen düşüncelerin yazılı hale gelmemesine ek olarak yazıların da birbirleriyle diyalog eksikliği içinde olduğuydu. Bu kapsamda bir başka sorun da mimarlık yazını alanında üretim yapanların bilgi alışverişlerinin, mimarinin asıl hedefi olan kullanıcılardan soyutlanarak kapalı kapılar ardında ya da formal toplantılarda gerçekleşmesiydi. Son yıllarda ülkemizde özellikle buluşma ve forumlar aracılığıyla yaygınlaşan tartışma ortamının ise bilgi üretiminin uzağında kalarak daha çok tartışma ve enformasyon aktarımı düzeyinde kaldığından bahsedildi. Bülent Tanju ise bilgi üretimiyle enformasyon aktarımının birbirinden ayırt edilmesi gerektiğini belirtirken, konuya farklı bir bakış açısıyla yaklaşarak, mimari bilgi üretiminin nedeninin iletişim arzusu olmadığını ve mimarlıkta bilgi üretimine yol açan uyarımın karşılaşılan bir sorun olduğunu söyledi. Bu noktada Uğur Tanyeli "birşeyi yeni bir biçimde söylemek yeni bir şey söylemek midir" sorusunu ortaya attı.

Belkıs Uluoğlu burada söz alarak, her bilgi alanının kendine göre bilgi üretim ve bildirim sıklığı olduğunu, bu sıklığı mimarlık pratiğinin koşullarının belirlemesi gerektiği üzerinde durdu. Bu anlamda Uğur Tanyeli'nin Türkiye'de düşünce üretiminin önünü tıkayan şeyin format olup olmadığı ve özellikle akademik anlamda alışılagelmiş makale, doktora tezi gibi formatların sorgulanmasının bu tıkanıklığı gidermede bir katkısı olup olamayacağı yönünde ortaya attığı açılım anlamlıydı. Tüm konuşmacıların katıldığı ortak düşünce, akademik üretimin "aşama kaydetmek" için değil "bilgi üretmek" için gerektiği sıklıkta ve formatta yapılabilmesinin önünün açılabilmesiydi. Belkıs Uluoğlu bu anlamda "bildirecek birşeyi olduğunda, ürettiği bilgiyi paylaşmak için heyecan duyduğunda" yayın yaptığını söyledi.

Mimarlık eleştirisindeki elitist yaklaşımların ise mimarlık pratiğini de etkileyen bir yönü olduğunu vurgulayan Abdi Güzer, eleştirmenler tarafından onaylanan belli bir tür proje yapmayan mimarların giderek dışlandıkları yönündeki tespitini iletti. Bu anlamda hitap ettiği kitleden kopuk, yalnızca mimarlık ortamı içinde tartışılan bir mimarinin yaratabileceği sakıncalar üzerinde duruldu.

Dinleyicilerden birinin tartışmaya katkısı da bu konuyla ilgiliydi. Yalnızca mimarlık değil sanatın farklı disiplinleriyle de iletişim içinde olduğunu belirten bir dinleyici, tıpkı mimarların gazetelerde mimarlık üzerine yazılan köşe yazılarının azlığından şikayet ettiği gibi diğer sanat disiplinlerinde ürün veren sanatçıların da kendi alanlarıyla ilgili benzer yakınmalarının süregeldiğini ve "ağsal" (disiplinlerarası) kopukluğun devam etmesi durumunda bu tartışmaların toplumda yeterince gündem oluşturamayacağından bahsetti.

Tartışmaya katkı yapan Mimar Doğan Hasol ise mimarın popüler anlatımı dışlamaması gerektiğini ve bu kapsamda toplumla iletişimi kuvvetlendirmenin mimarın ödevlerinden biri olduğunu vurguladı.

Tartışmaya bir başka bakış açısı da Mimar Korhan Gümüş'ten geldi. Mimarlık pratiğinin doğuştan edinilmiş bir hak gibi algılandığını belirten Gümüş, aslında sonradan edinilmiş olan bu kimliğin entelektüel birikimini oluşturmamış bireylerce öne çıkarılmasının bir tehlike haline dönüşebildiğine dikkatleri çekti.

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.